İstanbul Tasarım Bienali’ni​n Teması Belirlendi

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 13 Ekim 2012 – 16 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek İstanbul Tasarım Bienali’nin teması belirlendi. Londra Tasarım Müzesi Direktörü ve aynı zamanda İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu Üyesi olan Deyan Sudjic’in önerisi ile İstanbul Tasarım Bienali’nin teması, “Kusurluluk” (Imperfection) olarak belirlendi.

İstanbul Tasarım Bienali’nin tema metnini kaleme alan Deyan Sudjic, “sonsuz katmanlara ve sürekli gelişen kentsel, sosyal ve kültürel değişimin getirdiği canlılığa sahip” bir şehir olarak İstanbul’un bu temanın içeriğini incelemek için en uygun şehir olduğunu belirtiyor. İstanbul Tasarım Bienali, “Kusurluluk” temasıyla,” bir yandan İstanbul’un farklı yaratıcı potansiyeline övgü niteliği taşırken, bir yandan da günümüz dünyasında tasarım ile ilgili geniş bir bakış açısının
oluşumunu destekleyecek. Dünyaya İstanbul hakkında bir şeyler söylerken, çağdaş tasarımın doğası adına keskin bir bakış açısı sunacak.”

13 Ekim 2012 – 16 Aralık 2012 tarihleri arasında düzenlenecek İstanbul Tasarım Bienali, kentsel tasarım (şehir ve bölge planlama), mimarlık, iç mimarlık, endüstriyel tasarım, grafik tasarım, moda ve tekstil tasarımı ve yeni medya tasarımı gibi başlıca tasarım mesleklerini ve bu mesleklerle ilişkili tüm yaratıcı alanları kapsayacak. Bienalin teması davet edilecek küratörler tarafından yorumlanacak. Ayrıca farklı mekânlarda yer alacak tematik sergiler aracılığıyla bienal temasına vurgu yapılacak. Bienal kapsamında yer alacak etkinlikler, sergiler, enstalâsyonlar, atölye çalışmaları, seminerler ve sunumlar için ”kusurluluk” teması belirleyici olacak.

İstanbul Tasarım Bienali’nde yer almak isteyen katılımcılara yapılacak açık çağrı ile ilgili ayrıntılı bilgiler 2011 Ekim ayında duyurulacak.

İstanbul Tasarım Bienali’nin Danışma Kurulu’nda Deyan Sudjic’in yanı sıra endüstriyel tasarımcı ve Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Mehmet Asatekin, Material Connexion CEO’su George Beylerian, sanat tarihçisi ve İstanbul Modern Sanat Müzesi Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu, grafik tasarımcı ve Bek Tasarım Danışmanlık kurucusu Bülent Erkmen, Hong Kong Polytechnic Üniversitesi Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. John Heskett, endüstriyel tasarımcı ve Defne Koz Studio kurucusu Defne Koz, mimar ve Koleksiyon Mobilya kurucusu Faruk Malhan, fütürist ve Brightwell Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alphan Manas, içmimar ve Sevil Peach Architecture and Design kurucusu Sevil Peach, mimar ve Arradamento Mimarlık Dergisi editörü Prof. Dr. Uğur Tanyeli, Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Vitra Tasarım Müzesi Direktörü Alexander von Vegesack bulunuyor.

Tasarımı anlamak, anlatmak ve bu konudaki farklı tartışma noktalarını İstanbul’a taşımak hedefiyle yola çıkan İstanbul Tasarım Bienali’nin eş sponsorluğunu, Eren Holding ve VitrA’nın yanı sıra yaratıcı sektörün önde gelen iki firması daha üstlenecek. Tasarım Bienali hazırlık sürecinde atölye çalışmaları ve seminerler gibi çeşitli ön etkinlikler düzenlenmeye devam edecek.

 
“KUSURLULUK / IMPERFECTION” DEYAN SUDJIC

İlk İstanbul Tasarım Bienali’nin teması Kusurluluk / Imperfection. Böyle bir temanın içeriğini incelemek için İstanbul’dan daha iyi bir şehir olamaz, çünkü sonsuz katmanları olan bu şehir sürekli gelişen kentsel, sosyal ve kültürel değişimin getirdiği bir canlılığa sahip. Bir şehir olarak İstanbul kusursuzluktan çok uzak, buna karşın dünyadaki en enerji verici ve en hareketli şehirlerden birisi. Bu şehrin kendine has özelliği, bu kusurluluğun doğurduğu belirsizlik ve geçicilik durumu.

Bir tema olarak kusurluluk bir yandan İstanbul’un farklı yaratıcı potansiyeline övgü niteliği taşırken, bir yandan da günümüz dünyasında tasarım ile ilgili geniş bir bakış açısının oluşumunu destekleyecek. Dünyaya İstanbul hakkında bir şeyler söylerken çağdaş tasarımın doğası adına keskin bir bakış açısı sunacak. Kusurluluk eski kavramlara yeni bir bakış açısı ile yaklaşıyor. Bir Japon konsepti olan “Wabi”ye, yeni olarak süreksizlik, geçicilik ve kusurluluk katıyor. Yeni nesiller için harekete geçirici olan kusurluluk, aynı zamanda ütopik bir bakış açısından vazgeçtiğimizi, onun yerine gündelik hayatın dağınık gerçekliğiyle çalışmaktan ilham aldığımızı kabullenmek anlamına geliyor.

Makine üretiminin kalitesi göz önünde tutulduğunda, kesinlik veya tekrar gibi kavramların arayışına girmek bir anlam taşımıyor. Bu şekilde, algılanan standartlar ve süreçlerden sapmak olası hale geliyor. Kusurluluk ile çalışmak her zaman kusursuzluk ile çalışmaktan zor olmuştur. Mükemmel bir obje yaratmaya çalışmak, tasarladığınız her birleşim yerinde, attığınız her dikişte, şekillendirdiğiniz her yüzeyde nereye ulaşmanız gerektiğini bilmek demektir. Ancak kusurlulukta olumlu nitelikler ararken bir sürece ya da kavramsal bir çerçeveye gözünüz kapalı bir şekilde inanıp, yalnızca beceri, istikrar ve tutarlılıkla istediğiniz sonuca ulaşmayı bekleyemezsiniz. Her karar kişisel bir seçimdir; bir felsefenin sonucu değildir.

Bir tasarımcı için kusurluluk özelliklerinin arayışında önemli olan nokta, alınan estetik kararları haklı çıkarma gerekliliğidir. Kusursuzluk, bir objenin kolayca sahip olacağı bir nitelik değildir ancak bir kavram olarak açık ve anlaşılırdır. Seri üretim çağında kusursuzluk aynı objeden yüzlerce, binlerce ve belki de milyonlarca üretebilme olasılığının güvencesi haline gelmiştir. Kusursuzluk kelimesinin kendisi, ima ettiği özellikleri taşıyan orijinal bir objenin varlığına işaret eder. Bu tarz objeler, kendine has özellikler taşımaktan ziyade, başka bir şeyin mükemmel kopyaları olarak kabul edilirler.

Seri üretim objeleri, orijinalin olmadığı, prototip ya da modellerin bulunduğu bir çağın ürünüdür. Buradaki odak nokta, objelerin seri olarak üretilmiş olmasının doğasıdır. Bu, belli bir üretime ait tüm Volkswagen’ların birbiriyle aynı olması demektir. Mekanik yeniden üretim çağında, Walter Benjamin’in sanatın “aura”sı adını verdiği özelliğe sahip olan ve diğer objelerden ayırt edilebilecek tek bir ideal obje yoktur. Bunun aksine, çoğunluk için bir performans vaadi vardır. Her araba aynı özelliklere sahiptir; bu da modelin özellikleridir. Bir açıdan da bu, insanın ayırt edici ve kişiye özgü olana yönelik arzularının, yani sahip olduklarımızı yalnızca bize ait kılma içgüdüsünün tam tersidir. Kusursuzluk arayışı, seri üretim çağının erken dönemlerindeki anlayışın bir parçasıdır. Kusurluluk gibi bir kavramın çekim alanını keşfetmek tasarımcıyı çok daha korumasız bir duruma sokar; sanki bir güvenlik ağı yokmuş gibi, tasarım sürecindeki her adım bir karar vermeyi
gerektirir.

Şu anda, endüstriyel üretimi yeni bir çok yönlülük seviyesinde kullanma imkânımız var. Bu, makinelerin elle yaratılmış gibi görünen objeler üretmesi demek değil; 19. yüzyılın başından beri üretimin görünen yüzünün arkasında olan bir şey. Makine üretiminin kalitesi göz önünde tutulduğunda, kesinlik veya tekrar gibi kavramların arayışına girmek bir anlam
taşımaz. Çeşitlilik ve bireysellik gibi değerleri bu sürece katmak mümkün hale gelir. Parlak yüzeylerin yerini daha 
cilalanmış yüzeyler alır. Saf geometri, mümkün olan tek biçim dili olmaktan çıkar. Katkısız renk, yerini bulanık karışımlara bırakır. Simetri, tek seçenek değildir.

Nesnelere bir bireyin sahip olduğu karizmayı kazandırmak üzere seri üretim yöntemleri ile uğraşırken muhtemel belirsizliklerden yararlanmayı çekici kılan da ürettiğiniz her vazonun, her camın ve hatta her sandalyenin diğerlerinden farklı ve bazı açılardan ayırt edilir şekilde kişisel olduğunu açıkça ortaya koymaktır. Bu, endüstriyel olanı yumuşatmak ve evcilleştirmek demektir.

İstanbul Tasarım Bienali ile ilgili ayrıntılı bilgi için:
http://tasarimbienali.iksv.org / ist.designbiennial@iksv.org / (212) 334 07 66

 

fikironline hakkında

Fikir üreten, geliştiren, pazarlayan tasarımcılara, girişimcilere ve sanatçılara yeni fikir ve trendleri takip edebilecekleri platformları sunmayı amaç edinen bir internet girişimidir.

Related posts

Bir cevap yazın

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.